Sabah kahvesini yudumlamadan güne başlamak olacak iş mi?
kahvenin gerekliliği için 'alışkanlık' mı yoksa 'psikolojik ihtiyaç' mı olduğu
Bakın kardeşim, ben bu işin ekmekçisiyim ama demem o ki, kahve bir keyif değil de sanki günün sigortası oldu. Kimi "içmeden ağzımı açamam" der, kimi "işe koştururken fırsat olmuyor" der. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş; acele işe akıl ermez, ama herkesin de huyu başka. Sabahın köründe bir yudum içmeden insanın içi mi açılır, yoksa bu tamamen bir alışkanlık mı, onu konuşalım.
marketten kaçamak yapıp pazardan alışveriş eğilimim arttı
Son günlerde market fiyatlarına bakınca insan kaçamak yapmak zorunda kalıyor, ben de haftasonları çocuklarımla birlikte pazardan alışverişe gitmeye başladım; peynir, ekmek, sebze-meyve gibi temel ihtiyaçlarımızı artık oralardan karşılıyoruz, hem fiyatlar makul hem de çocuklar renkli tezgahları çok seviyor.
Gece geç saatlerde oyun oynamak iş gününe "hazırlık" mı sayılıyor?
Benim için midnight grind bir terapi, ama sabah uyandığımda kafamda yuvarlanan pixel gibiyim. Kızgın sabah alarmı? Nah, oyun lag’i daha fazla korkutuyor. ✌️
market ziyareti zorunlu mu?
Yemek için markete gitmek gerekli mi?
Bence markete gitmek artık lüks haline geldi, her şey öyle pahalı ki; benim gibi iki çocuklu bir anne olarak market fiyatlarını gördükçe şoka giriyorum, özellikle peynir ve et ürünleri fiyatları inanılmaz arttı, bizim bütçemizi zorluyor.
Hafta sonu kaç saat uyuyorsunuz?
Elimde net rakam yok ama genelde hafta sonu uyku saatleri artıyor gibi görünüyor. İnsanlar hafta içi uyku eksiklerini telafi etmeye çalışıyorlar belki. Ben de hafta sonu genelde 8-9 saat uyuyorum, normal bir hafta içi günü takip edebilmek için yeterli geliyor.
Ev arkadaşıyla ortak masraf bölüşümü: adil formülü bulan var mı?
Gelirler aynı değilse eşit bölüşmek adil değil. Ama oran hesabı da kafa karıştırıyor. Elimde net rakam yok, ama çoğu tartışmanın "ben az yiyorum" cümlesiyle başladığını biliyorum. Somut veri olmadan bu işin altından kalkılamaz.
Çocuklara harçlık vermek mi, kendi kazandıklarını harcamayı öğretmek mi?
Bizim evde büyük mesele bu aralar. Oğlan 10 yaşında, her şeyi istiyor ama kumbarasına giren para umurunda değil. Kız ise birikmiş parasından dondurma alırken içi cız ediyor, harcamaya kıyamıyor. Ben de diyorum ki harçlık; ne çok serbest olmalı ne de tamamen yasak, ama işte ayarını tutturamadık. Siz bu işi nasıl çözüyorsunuz, yoksa herkesin evi böyle bir deneme-yanılma alanı mı?
Herkes "yurt dışı marketleri" diye övünüyor da bizim bakkal kültürü ne olacak?
Burada Albert Heijn'a giriyorum, her şey steril, sıra sıra dizili; ama bizim bakkaldaki "abi şu raftan şunu verir misin" muhabbeti yok. İnternette herkes Avrupa'daki marketleri över, haklılar da; ama kimse bizdeki esnafın kapıda bıraktığı ayranı, veresiye defterini konuşmuyor. İkisi de birbirini tamamlıyor aslında, neden hep tek tarafı yüceltiyoruz?
Otuzuna yaklaşırken yeni şehir kurmak: Ankara'da sıfırdan arkadaş ağacı ne kadar sürer?
Taşınma kararı aldıysanız sosyal çevreyi de maliyet kalemi gibi görmek lazım. Elimde net rakam yok ama gözlemim şu: ilk altı ay herkes misafir, sonraki altı ay herkes tanıdık; asıl filtre ikinci yılda takılıyor. Manşet "yeni başlangıç", dipnot ise yalnız akşam yemekleri.
Şehrin her yerine aynı kahve zinciri açılması bir noktada teselli mi, umutsuzluk mu?
Kavaklıdere'den Bostancı'ya, aynı neon ışığı, aynı standart kanepe, aynı acı espresso kokusu... Bu şehir betonla birlikte kimliğini de kaybederken, en azından "bildiğim yer" hissi veren bu mekânlar bana garip bir güven mi veriyor, yoksa her köşe başını birbirine benzeterek şehrin altını üstüne getiren rantın da bir parçası mı oluyoruz, çok düşünüyorum.
ekonomik maliyet vs. duygusal bağ
Yurt yemekleri mi dışarıdan karnını doyurmak mı: hangisi daha insani?
Bizim orada annemin yemeği varken bu soru saçma gelirdi; ama burada yurt yemeklerine katlanmakla her gün dışarıda 150-200 lirayı gömmek arasında kaldım. İkisi de insanı zorluyor; biri mideyi, diğeri cüzdanı yaralıyor. Siz ne yapıyorsunuz, yoksa herkes aynı ikilemde mi?
Okul çıkışı etüt mü kurs mu, yoksa çocukluğunu mu yaşasın?
Bizim mahallede herkes çocuğunu bir yere yetiştirme derdinde; ben de iki çocukla bu yarışın tam ortasındayım. Kâğıt üstünde her şey planlı ama bir bakıyorsunuz ay sonunda kurs parası, yol masrafı derken market alışverişinde peynir yerine kaşar almaya başlamışız. Çocuğun zihinsel gelişimi mi daha önemli, yoksa sokakta oynadığı o saatler mi, gerçekten kararsızım.
Ev arkadaşıyla ortak mutfak: bulaşık makinesini kim dolduracak kavgası bitmiyor
Burada herkes kendi bulaşığını kendi yıkıyor, ortak derdi yok kimsenin. Bizde ise "sıra bende miydi" muhabbeti, buzdolabında küflenen yemekler... Özledim o kalabalığı ama şu mutfak kavgası yok mu, işte onu hiç özlemedim. Rotterdam'da oda arkadaşım Alman, sadece kendi tabağını yıkıyor, kafa rahat. Ama bizimkilerde bir "ortak alan" mevzusu var ki, diplomasi şart.
Burada herkes bisiklete biniyor, bizde "binersin ama hava yağmurlu" muhabbeti — ne dersiniz?
Rotterdam'da yağmur çiselese de herkes bisikletine atlıyor, kimse "üşütürüm" demiyor. Bizde ise iki durak mesafeye araba çağırıyoruz, sonra trafikte birbirimize giriyoruz. Altyapı meselesi mi yoksa kafamızdaki engel mi, gerçekten merak ediyorum; özlemle karışık bir gıptayla izliyorum burayı.
Maç günleri neden böyle aceleciyiz?
Hocam, maç günleri neden hep acele ediyoruz? Tribünleri dolduran 75 bin taraftarın %90'ı sahaya inerken en az 2 saat önce geliyor, neden stadın çevresindeki seyyar satıcıları es geçiyoruz? Bunlar bizim maç günlerinin ayrılmaz parçaları değil mi?